İçeriğe geç
Lex ViaInstitute

ANALİZLER

Türk Ceza Kanunu’ndaki Çevreye Karşı Suçlar

TCK m. 181–184, çevrenin kirletilmesi, gürültü ve imar kirliliğini farklı tipiklik ve kusur ölçütleriyle düzenlemektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, “Çevreye Karşı Suçlar” başlığı altında çevrenin kasten kirletilmesi, çevrenin taksirle kirletilmesi, gürültüye neden olma ve imar kirliliğine neden olma suçlarına yer vermektedir. Bu hükümler aynı bölümde bulunsa da korudukları çevresel unsurlar, fiilin yapısı ve kusur ölçütleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle TCK m. 181–184’ün tek bir “çevreyi kirletme suçu” gibi değerlendirilmesi isabetli değildir.

Çevreyi kasten kirletme: TCK m. 181

TCK m. 181/1, ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların toprağa, suya ya da havaya kasten verilmesini cezalandırmaktadır. Suçun oluşumu için yalnız atık veya artığın alıcı ortama bırakılması yeterli değildir. Fiilin hem çevre mevzuatındaki teknik kurallara aykırı olması hem de somut olayın özellikleri itibarıyla çevreye zarar vermeye elverişli bulunması gerekmektedir.

“Çevreye zarar verecek şekilde” ibaresi gerçekleşmiş bir çevre zararını zorunlu kılmamaktadır. Bununla birlikte soyut ve varsayımsal bir tehlike de yeterli değildir. Atığın niteliği, miktarı, bırakıldığı yer, yoğunluğu, kalıcılığı ve alıcı ortam üzerindeki muhtemel etkisi teknik incelemeyle belirlenmelidir. Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 10 Şubat 2020 tarihli, E. 2019/13847 ve K. 2020/4104 sayılı kararı da suçun unsurlarının çevre mevzuatı ve somut olayın teknik verileriyle birlikte incelenmesi gerektiğini göstermektedir.

Düzenleme idare hukukuna bağlı bir ceza normudur. “İlgili kanunlarla belirlenen teknik usuller” yalnız kanun metnini değil; kanuna dayanılarak çıkarılmış yönetmeliklerdeki deşarj, emisyon, depolama, taşıma, geri kazanım ve bertaraf kurallarını da gündeme getirmektedir. Ancak her idarî aykırılık kendiliğinden TCK m. 181 kapsamında suç oluşturmaz. Ceza sorumluluğu bakımından ayrıca atık veya artığın toprağa, suya ya da havaya verilmesi, çevreye zarar verme elverişliliği, kast ve faille fiil arasındaki bağ ortaya konulmalıdır.

TCK m. 181/2, atık veya artıkların izinsiz olarak ülkeye sokulmasını bağımsız biçimde düzenlemektedir. Bu fıkrada toprağa, suya veya havaya fiilî bir bırakma ya da gerçekleşmiş zarar aranmaz; izinsiz ithal fiili cezalandırılmaktadır. Atığın gümrük tarife pozisyonu, mevzuattaki sınıflandırması, taşıma belgeleri, beyan edilen ürünle gerçek içerik arasındaki uyum ve izin rejimi bu nedenle belirleyicidir.

Atık veya artıkların toprakta, suda ya da havada kalıcı özellik göstermesi TCK m. 181/3’te cezanın artırılmasını gerektirmektedir. İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıklara, üreme yeteneğinin körelmesine ya da hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerinin değişmesine neden olabilecek nitelikteki atık ve artıklar ise m. 181/4’te daha ağır yaptırıma bağlanmıştır. Bu nitelikli hâllerde sonucun fiilen gerçekleşmesi değil, atık veya artığın kanunda belirtilen sonuçlara neden olabilecek niteliğe sahip olması önem taşımaktadır.

Taksirle kirletme: TCK m. 182

TCK m. 182, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların toprağa, suya ya da havaya verilmesine taksirle neden olunmasını cezalandırmaktadır. Kast ile taksir arasındaki ayrım yalnız failin sonucu isteyip istemediğine indirgenemez. Taksirli sorumlulukta somut dikkat ve özen yükümlülüğünün kaynağı, öngörülebilir risk, failin görev ve uzmanlık alanı ile sonucu önleme imkânı birlikte araştırılmalıdır.

Maddenin lafzında TCK m. 181/1’deki “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” ibaresi yer almamaktadır. Bu nedenle dikkat ve özen yükümlülüğü yalnız yazılı çevre mevzuatından değil; meslek standartlarından, işletme talimatlarından, bilim ve tekniğin gereklerinden ve somut faaliyet alanındaki genel güvenlik kurallarından da doğabilir. Bununla birlikte salt görev veya unvan ceza sorumluluğu için yeterli değildir. Kimin hangi kararı aldığı, riski kimin bildiği, hangi tedbiri alma yetkisine sahip olduğu ve ihlalin önlenebilir olup olmadığı belirlenmelidir.

Atık veya artığın kalıcı etki bırakması ile insan, hayvan veya bitkiler bakımından m. 182/2’de sayılan ağır tehlike niteliklerini taşıması daha ağır sonuçlara bağlanmıştır. Bu değerlendirme çoğu zaman çevre mühendisliği, kimya, toksikoloji, hidrojeoloji veya ilgili başka uzmanlık alanlarından bilimsel inceleme gerektirmektedir.

Gürültüye neden olma: TCK m. 183

TCK m. 183, ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli biçimde gürültüye kasten neden olunmasını düzenlemektedir. Her rahatsız edici ses bu suçu oluşturmaz. Gürültünün insan sağlığına zarar vermeye elverişli düzeye ulaşması ve ilgili hukukî yükümlülüklere aykırılık somut olarak saptanmalıdır. Ölçümün yeri, zamanı, süresi, kullanılan cihazın uygunluğu ve çevresel koşullar delilin güvenilirliği bakımından önem taşımaktadır.

Ceza hukuku ile idarî yaptırım alanı burada da ayrılmalıdır. Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği’ne veya diğer idarî düzenlemelere aykırılık idarî yaptırım doğurabilir; TCK m. 183 bakımından ise ayrıca sağlık zararına elverişlilik ve kast unsurlarının ispatlanması gerekmektedir.

İmar kirliliğine neden olma: TCK m. 184

TCK m. 184, yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran kişiyi cezalandırmaktadır. Kanunun “bina” kavramını kullanması nedeniyle her ruhsata aykırı inşaî faaliyet otomatik olarak suç kapsamında değildir. Yapının bina niteliği, ruhsatın kapsamı, aykırılığın niteliği ve failin yapma veya yaptırma iradesi ayrı ayrı incelenmelidir.

Madde ayrıca ruhsatsız inşaat şantiyesine elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına ve yapı kullanma izni bulunmayan binada sınaî faaliyete izin verilmesine ilişkin özel fiilleri düzenlemektedir. Uygulama alanı bakımından belediye sınırları veya özel imar rejimine tâbi yer şartı ile 12 Ekim 2004 tarihine ilişkin geçiş hükmü gözden kaçırılmamalıdır.

Ruhsatsız veya ruhsata aykırı binanın imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirilmesi, maddenin beşinci fıkrasında özel bir sonuç doğurmaktadır. Koşulları gerçekleştiğinde kamu davası açılmamakta, açılmış dava düşmekte veya mahkûmiyet bütün sonuçlarıyla ortadan kalkmaktadır. Bu düzenleme, hukuka aykırılığın giderilmesini teşvik etmekle birlikte çevresel ve şehircilik zararının her olayda bütünüyle ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.

Şirketler ve yöneticiler bakımından sorumluluğun sınırı

Türk hukukunda tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanmamaktadır; ancak kanunda öngörülen hâllerde tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri söz konusu olabilir. TCK m. 181/5, bu tedbirleri maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarındaki fiillerle sınırlı olarak öngörmektedir. Bu nedenle tüzel kişi tedbiri ile gerçek kişinin ceza sorumluluğu birbirine karıştırılmamalıdır.

Bir çevre ihlalinin şirket faaliyeti içinde meydana gelmesi, yönetim kurulu üyelerinin, müdürlerin, çevre görevlilerinin veya çalışanların topluca sorumlu tutulmasını haklı kılmaz. Ceza sorumluluğu şahsîdir. Soruşturmada karar, görev dağılımı, yetki devri, bilgi akışı, gözetim yükümlülüğü ve somut fiile hâkimiyet incelenerek gerçek sorumlular belirlenmelidir. Bu yaklaşım hem çevresel ihlalin cezasız kalmasını önlemekte hem de yalnız kurumsal unvanı nedeniyle kişilere sonuç sorumluluğu yüklenmesine engel olmaktadır.

Uygulamada belirleyici olan teknik delildir

Çevre suçları çoğu zaman numune alma, analiz, keşif, koordinat tespiti, tesis kayıtları, üretim ve sevkiyat belgeleri, izin dosyaları ve uzman bilirkişi incelemesi üzerinden aydınlatılmaktadır. Atık veya artığın ne olduğu, hangi kaynaktan çıktığı, hangi alıcı ortama ne miktarda verildiği, zarara elverişliliği ve fiille şüpheli arasındaki bağlantı kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir. Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 9 Nisan 2019 tarihli, E. 2018/5455 ve K. 2019/6895 sayılı kararı, alıcı ortamın ve maddî unsurların somutlaştırılmasının önemini ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak TCK m. 181–184, çevrenin ceza hukuku yoluyla korunması bakımından temel bir çerçeve kurmaktadır. Bununla birlikte etkili uygulama yalnız normun varlığına değil; idarî düzenlemelerin doğru belirlenmesine, bilimsel delilin usulüne uygun toplanmasına, kast veya taksirin somutlaştırılmasına ve şirket içindeki gerçek sorumluluk alanlarının ayrıştırılmasına bağlıdır.

Hukukî kaynaklar

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu: https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf

2872 sayılı Çevre Kanunu: https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2872.pdf

3194 sayılı İmar Kanunu: https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.3194.pdf

Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği, 30 Kasım 2022 tarihli ve 32029 sayılı Resmî Gazete: https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/11/20221130-1.htm

Yargıtay Karar Arama sistemi: https://karararama.yargitay.gov.tr/

Yayınlar

Gülsün Ayhan Aygörmez, Çevreye Karşı Suçlar – Türk ve Alman Çevre Ceza Hukukunda Güncel Sorunlar, Yetkin Yayınları, Ankara 2015, ISBN 978-605-05-0011-0. Yetkin Yayınları

Gülsün Ayhan Aygörmez, Çevre Ceza Hukuku – Çevre Ceza Genel Hükümler, Cilt I, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul 2021, ISBN 978-625-7293-75-4. On İki Levha Yayıncılık