İçeriğe geç
Lex ViaInstitute
Analizlere dön

ANALİZ · 12 Eylül 2025

LkSG (TZÖYY) m. 2: Türkiye Bağlantılı Tedarik Zincirlerinde Sınır Aşan Risk Alanının Belirlenmesi

TZÖYY m. 2, yurt dışındaki bir ihlali Alman şirkete otomatik olarak isnat eden bir sorumluluk hükmü değildir. Bununla birlikte korunan hukuki değerleri, tedarik zincirini ve şirketin faaliyet alanını belirleyerek özen yükümlülüklerinin sınır aşan uygulama alanını kurmaktadır.

Bir sorumluluk hükmünden önce gelen kapsam normu

Almanya’da yürürlükte olan Tedarik Zinciri Özen Yükümlülüğü Yasası’nın (LkSG-TZÖYY) 2. maddesi, Kanun’un kavramsal esasını oluşturmaktadır. Hüküm, bağımsız bir tazminat veya ceza sorumluluğu yaratmamakta; hangi insan hakları ve çevresel yükümlülüklerin, hangi risklerin ve hangi kurumsal ilişkilerin m. 3–10’da düzenlenen özen yükümlülüklerine konu olacağını belirlemektedir. Bu nedenle m. 2, sorumluluğun sonucu değil, sorumluluk incelemesinin başlangıç noktasıdır. Düzenleme, Türkiye’de faaliyet gösteren bağlı şirketlerin ve tedarikçilerin Alman şirketlerinin ürün veya hizmet zincirine dâhil olduğu durumlarda özel önem taşımaktadır. Bu bağlantı, Türkiye’de gerçekleşen bir ihlalin otomatik olarak Alman şirkete isnat edilmesi anlamına gelmemekte; Alman şirket bakımından risk analizi ve özen yükümlülüklerinin kapsamının belirlenmesini gerektirmektedir.

Korunan hukuki değerler ve çevresel riskin sınırları

m. 2/1, Kanun ekinde gösterilen uluslararası sözleşmelerle korunan hukuki değerlere atıf yapmaktadır. Kanun gerekçesine göre bu sözleşmeler, m. 3–10’daki yükümlülükler için bağlayıcı referans çerçevesini oluşturmaktadır. Katalog sınırsız değildir. Özellikle her çevre mevzuatı ihlali, kendiliğinden TZÖYY anlamında çevresel risk sayılmamaktadır. Bununla birlikte hava, su veya toprak kirliliği kişilerin sağlığını, güvenli içme suyuna erişimini ya da yaşamın doğal temellerini etkiliyorsa, mesele m. 2/2’deki insan hakları riskiyle bağlantı kurabilmektedir.

Tedarik zincirinin coğrafi kapsamı

m. 2/5, tedarik zincirini bir ürünün üretilmesi veya bir hizmetin sunulması için gerekli bütün yurt içi ve yurt dışı aşamalar üzerinden tanımlamaktadır. Kanun gerekçesi, zincirin hammaddenin elde edilmesiyle başladığını ve ürünün nihai müşteriye teslimiyle sona erdiğini belirtmektedir. Tedarik, üretim ve dağıtım süreçleri yanında ürünün meydana getirilmesi için gerekli taşıma ve ara depolama hizmetleri de kapsama girebilmektedir. Böylece Kanun’un coğrafi bağlantısı ihlalin Almanya’da gerçekleşmesine değil, faaliyetin Alman şirketinin ürün veya hizmet zinciri içindeki yerine dayanmaktadır. Bu nedenle Türkiye’deki bir üretim, tedarik, taşıma veya ara depolama faaliyeti, Alman şirketinin ürün veya hizmetinin meydana getirilmesi için gerekli olduğu ölçüde TZÖYY’nin tanımladığı tedarik zinciri içinde değerlendirilebilmektedir.

Üç ayrı sorumluluk alanı

Kanun; şirketin kendi faaliyet alanını, doğrudan tedarikçileri ve dolaylı tedarikçileri birbirinden ayırmaktadır. Kendi faaliyet alanı, şirketin amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik bütün faaliyetlerini kapsamaktadır. Ana şirketin belirleyici etki kullandığı bağlı şirketlerin faaliyetleri de bu koşulla ana şirketin kendi faaliyet alanına dâhil edilebilmektedir. Doğrudan tedarikçi sözleşme ilişkisi üzerinden; dolaylı tedarikçi ise doğrudan sözleşme bulunmasa bile ürün veya hizmet için gerekli katkısı üzerinden tanımlanmaktadır. Bu ayrım önemlidir; zira şirketten beklenen risk analizi, önleme ve düzeltme tedbirlerinin yoğunluğu riskin hangi alanda ortaya çıktığına göre değişmektedir.

Kanun gerekçesinin ölçütü: bilgi ve etki imkânı

Kanun gerekçesi, özen yükümlülükleri ile belirli bir bilgi edinme ve etki kullanma imkânının birlikte bulunması gerektiğini vurgulamaktadır. Aynı gerekçe, m. 3’teki yükümlülüklerin sonuç güvencesi değil, çaba yükümlülüğü olduğunu açıklamaktadır. Şirket, küresel tedarik zincirinde hiçbir ihlal meydana gelmeyeceğini garanti etmek zorunda değildir. Buna karşılık kendi kurumsal yapısı, riskin ağırlığı, riske yakınlığı ve etkide bulunma imkânı ölçüsünde m. 4–10’daki süreçleri kurduğunu ve işletebildiğini göstermek zorundadır.

Özel hukuk sorumluluğu ayrıca kurulmalıdır

TZÖYY m. 3/3, Kanun’un ihlalinin tek başına yeni bir özel hukuk sorumluluğu doğurmadığını açıkça belirtmektedir. Bu nedenle zarar gören kişi tazminat talebini yalnızca m. 2’ye dayandıramaz. Alman merkezin kendi kararı, organizasyon kusuru veya müdahale etmemesi ile zarar arasında bağlantı kurulabiliyorsa genel haksız fiil hükümleri ve uygulanacak milletlerarası özel hukuk kuralları ayrıca incelenmelidir. OLG Hamm’ın Lliuya/RWE kararı, TZÖYY’ye dayanmamakla birlikte coğrafi uzaklığın ve çok sayıda etkenin varlığının sınır aşan özel hukuk sorumluluğunu ilke olarak dışlamadığını göstermektedir.

Sonuç

TZÖYY m. 2, yurt dışındaki ihlali Alman ana şirkete doğrudan mal eden bir norm değildir. Hükmün önemi, sınır aşan riskin hukuken görülebileceği alanı tanımlamasındadır. Sorumluluk; korunan risk, kurumsal bağlantı, şirketin bilgisi, etkide bulunma imkânı ve ihlal edilen somut özen yükümlülüğü birlikte değerlendirilerek kurulmalıdır. m. 2 kapıyı açmakta; fakat sorumluluğun nihai dayanağını tek başına oluşturmamaktadır.

Akademik dayanak

Gülsün Ayhan Aygörmez, Çevreye Karşı Suçlar: Türk ve Alman Çevre Ceza Hukukunda Güncel Sorunlar, Yetkin Yayınları, Ankara 2015.