İçeriğe geç
Lex ViaInstitute
Analizlere dön

ANALİZ · 17 Mart 2024

Çevreye Zararlı Ürünün Geri Çağrılmaması: Alman ve Türk Hukukunda Yöneticilerin Cezaî Sorumluluğu

Tehlikeli ürünün piyasadan çekilmemesi, şirket yönetiminin yalnız ticari karar alanına ilişkin değildir. Tehlike bilgisinin ortaya çıkmasından sonra müdahale etmeyen yöneticinin cezaî sorumluluğu; garantörlük, kurul kararı ve bireysel isnat ölçütleri üzerinden belirlenmektedir.

İhmâlî sorumluluğun hareket noktası

Çevre ceza hukukunda yöneticinin sorumluluğu, yalnızca zararlı sonuca doğrudan yol açan icraî davranışlarla sınırlı değildir. İşletmenin hâkimiyet alanından kaynaklanan tehlikenin öğrenilmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması da ihmâlî sorumluluğu gündeme getirmektedir. Alman ekonomi ceza hukuku öğretisinde geliştirilen üründen doğan cezaî sorumluluk ilkeleri, bu nedenle çevreye zararlı ürünler bakımından da karşılaştırmalı bir başvuru ölçütü oluşturmaktadır.¹

Deri spreyi kararı ve geri çağırma yükümlülüğü

Federal Alman Mahkemesinin deri spreyi kararı, üreticinin piyasaya sürdüğü ürünün tüketicilerin hayatı veya vücut bütünlüğü bakımından tehlikeli olduğunun anlaşılmasından sonra doğan müdahale yükümlülüğünü belirginleştirmiştir. Tehlikenin somut zarara dönüşmesini önlemek amacıyla ürünün gecikmeksizin geri çağrılması gerekmektedir. Geri çağırmanın gerçekleştirilmemesi, üreticinin ve karar yetkisini taşıyan yöneticilerin garantörlük yükümlülüğünün ihlâli olarak değerlendirilmektedir.²

Çevresel risklere uygulanması

Aynı yaklaşım çevresel riskler bakımından daha da önem kazanmaktadır. Üretim sürecinden veya piyasaya sürülen üründen kaynaklanan çevresel tehlikenin şikâyetler, ölçüm sonuçları ya da somut zarar olaylarıyla görünür hâle gelmesine rağmen yöneticinin hareketsiz kalması, salt işletme politikası tercihi değildir. Tehlike kaynağı üzerinde hâkimiyet sahibi olan yönetici bakımından gözetim ve müdahale yükümlülüğü doğabilmektedir.³

Türk hukuku bakımından değerlendirme

Alman çevre ceza hukuku bakımından aktarılan bu ölçütlerin Türk çevre ceza hukukuna tam olarak ve her suçla ilgili biçimde doğrudan aktarılması tartışmalıdır. Zira Türk Ceza Kanunu’nda Alman Ceza Kanunu m. 13’e karşılık gelen genel bir gerçek olmayan ihmâlî suç hükmü bulunmamaktadır. Bununla birlikte kasten öldürme ve yaralama suçlarındaki özel düzenlemeler kapsamında, Alman çevre hukuku tartışmalarının Türkiye bakımından da tartışmaya açılması mümkündür. Bunun yanında 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu da bu tartışmalar bakımından önem taşımaktadır. Kanun, iktisadî işletmecilere uygunsuzluğu giderme, ürünün piyasaya arzını durdurma, ürünü piyasadan çekme veya geri çağırma tedbirleri yüklemektedir. Bu yükümlülükler, somut olayda yöneticiden beklenen müdahalenin belirlenmesinde dikkate alınmak durumundadır. Bununla beraber ceza sorumluluğunun doğabilmesi için söz konusu suç tipi, yöneticinin görev ve yetkisi, bilgi düzeyi, kastı veya taksiri, fiilî müdahale imkânı ve neticeyle bağlantısı ayrıca ortaya konulmalıdır.

Kurul kararı bireysel sorumluluğu kaldırmaz

Geri çağırmama kararının bir kurul tarafından alınması, kurul üyelerinin bireysel ceza sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır. Tek bir üyenin kararı tek başına oluşturamaması, ondan beklenen girişimlerde bulunmamasını haklı kılmamaktadır. Her üyenin hukuka uygun kararın alınması için sahip olduğu imkânları kullanması, itirazını açıklaması ve kendisinden beklenebilir tedbirleri talep etmesi gerekmektedir. “Diğer üyeler zaten karşı çıkacaktı” savunması, yükümlülüğe aykırı hareketsizliği bertaraf etmemektedir.⁴

Aşırı sorumluluğun önlenmesi

Bununla birlikte kurul üyeliği, otomatik ve sınırsız sorumluluk nedeni sayılamaz. Ceza hukukunun şahsî sorumluluk ilkesi uyarınca her bir yönetici bakımından görev alanı, bilgi düzeyi, karar üzerindeki fiilî etkisi, müdahale imkânı ve kendisinden beklenebilecek davranış ayrı ayrı belirlenmelidir. Öğretide dile getirilen “aşırı sorumluluk” tehlikesi, özellikle nedensellik, objektif isnadiyet, neticenin önlenebilirliği ve beklenebilirlik ölçütlerinin titizlikle uygulanmasını gerekli kılmaktadır.⁵

Çevresel uyum sisteminin işlevi

Çevresel uyum sistemi, yöneticinin sorumluluğunu kâğıt üzerinde dağıtan değil, tehlike bilgisinin karar merciine ulaşmasını ve gecikmeksizin müdahaleye dönüşmesini sağlayan bir yapı kurmalıdır. Şikâyetlerin kayıt altına alınması, teknik bulguların hukuk ve yönetim birimlerine iletilmesi, geri çağırma veya faaliyeti durdurma ölçütlerinin önceden belirlenmesi ve karşı oyun tutanağa geçirilmesi, yalnız yönetişim tedbirleri değil; ceza sorumluluğunun bireyselleştirilmesi bakımından da önem taşımaktadır.

Sonuç

Çevreye zararlı ürün bakımından yönetim kurulu kararı arkasına saklanmak mümkün değildir. Sorumluluk, yalnız toplantıda bulunmaya değil; tehlikenin bilinmesine, görev ve yetkiye, etkide bulunma imkânına ve somut suç tipi bakımından gerekli davranışın ihmâl edilmesine dayanmalıdır. İsabetli çözüm, ne kurul üyelerini topluca sorumsuz bırakmakta ne de kurul üyeliğini başlı başına cezalandırma sebebine dönüştürmektedir.

Dipnotlar

  1. 1. Saliger, Umweltstrafrecht, s. 71; ayrıca BGH, 6.7.1990 – 2 StR 549/89, BGHSt 37, 106 = NJW 1990, 2560.
  2. 2. BGH, 6.7.1990 – 2 StR 549/89, BGHSt 37, 106 = NJW 1990, 2560; Kuhlen, NStZ 1990, s. 566 (569–570).
  3. 3. Saliger, Umweltstrafrecht, s. 72; Kloepfer/Heger, Umweltstrafrecht, s. 57; Busch/Iburg, Umweltstrafrecht, s. 97 vd.
  4. 4. BGH, 6.7.1990 – 2 StR 549/89, BGHSt 37, 106 (129); Kindhäuser/Neumann/Paeffgen/Ransiek, StGB, § 324 pn. 66.
  5. 5. Saliger, Umweltstrafrecht, s. 72–73; MüKoStGB/Schmitz, Vor §§ 324 vd., pn. 140.

Hukuki kaynaklar

Akademik dayanak

Gülsün Ayhan Aygörmez, Çevreye Karşı Suçlar: Türk ve Alman Çevre Ceza Hukukunda Güncel Sorunlar, Yetkin Yayınları, Ankara 2015.