İçeriğe geç
Lex ViaInstitute

ANALİZLER

Çevre Suçları Neden Ceza Hukukunun Tali Bir Alanı Değildir?

Çevre suçlarının Türk Ceza Kanunu’na alınması kanun tekniğini aşan bir tercihtir: Ortak yaşam temellerinin korunmasını çekirdek ceza hukukuna yerleştirmiştir.

Çevrenin ceza hukuku yoluyla korunması Türkiye’de uzun süre özel kanunlara dağılmış hükümlerle sınırlı kalmıştır. Çevrenin kasten ve taksirle kirletilmesi, gürültüye neden olma ve imar kirliliğine neden olma suçlarının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ayrı bir bölümüne alınması bu nedenle kanun tekniğine ilişkin bir tercihten daha fazlasıdır. Ağır çevresel saldırıların çekirdek ceza hukukuna ait olduğunu görünür kılmıştır.

Ceza normunun burada önemli bir işaret işlevi bulunmaktadır: Toprağın, suyun veya havanın kirletilmesi yalnız idare hukukuna ilişkin bir ihlal veya izin sorunu değildir. Belirli bir ağırlığa ulaştığında toplumun ortak yaşam temellerine yönelmektedir.

Bununla birlikte suç tipinin Ceza Kanunu’na alınması etkili korumayı kendiliğinden sağlamamaktadır. Suç tipi belirsiz kalıyor, yalnız dar bir madde grubunu kapsıyor veya soruşturma makamları gerekli uzmanlık ve teknik donanıma sahip bulunmuyorsa norm kâğıt üzerinde güçlü, uygulamada etkisiz kalabilmektedir. Belirleyici olan hükümlerin sayısı değil; çevresel zararı önleme, ihlalleri aydınlatma ve sorumluları etkili biçimde yaptırıma bağlama kapasitesidir.

Bu nedenle temel soru yalnız “Bir çevre suçu var mı?” değildir. Asıl soru, kanunun karmaşık ve çoğu zaman kurumsal faaliyetler çerçevesinde işlenen çevresel suçluluğu gerçekten görünür ve soruşturulabilir hâle getirip getirmediğidir.

Akademik dayanak

Bu çalışma, Gülsün Ayhan Aygörmez, Çevreye Karşı Suçlar: Türk ve Alman Çevre Ceza Hukukunda Güncel Sorunlar, Yetkin Yayınları, Ankara 2015 adlı esere dayanmaktadır.