İçeriğe geç
Lex ViaInstitute

ANALİZLER

Çevre Kanunu’nda Yaptırıma Bağlanan Başlıca Kabahatler

Çevre Kanunu’nun 20’nci maddesi, maddi çevre kirliliğinin yanı sıra izin, bildirim, belgelendirme ve denetim yükümlülüklerinin ihlalini de yaptırıma bağlamaktadır.

2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 20’nci maddesi, çevrenin korunmasına ilişkin yükümlülüklerin ihlali hâlinde uygulanabilecek idari para cezalarını düzenlemektedir. Bununla birlikte hüküm, yalnızca ceza miktarlarının sıralandığı bir katalog değildir. Maddede yer alan her kabahat, farklı bir hukuki yükümlülüğe ve farklı maddi koşullara dayanmaktadır.

Şirketler bakımından yaptırım riski yalnızca çevrenin fiilen kirletildiği durumlarda ortaya çıkmamaktadır. İzin, bildirim, belgelendirme ve denetime katlanma yükümlülüklerinin ihlali de maddi bir çevre zararı ayrıca tespit edilmese dahi idari yaptırıma yol açabilmektedir.

Bilgi verme ve denetime katlanma yükümlülükleri

Çevre mevzuatı kapsamında istenen bilgi ve belgelerin sunulmaması, yanlış veya yanıltıcı bilgi verilmesi ve denetimin engellenmesi ayrı bir yaptırım alanı oluşturmaktadır. Bu nedenle çevre izin dosyaları, atık beyanları, ölçüm sonuçları ve taşıma kayıtları yalnızca teknik belgeler olarak değerlendirilmemelidir.

Şirket tarafından üretilen veya yetkili makamlara sunulan çevresel veriler, idari yaptırım sürecinin doğrudan konusunu oluşturabilmektedir. Eksik, çelişkili veya süresinde sunulmayan bilgiler, çevresel uygunluğun yanı sıra şirket içindeki hukuki denetimin yeterliliğini de gündeme getirmektedir.

Çevresel Etki Değerlendirmesi yükümlülükleri

Çevresel Etki Değerlendirmesi süreci tamamlanmadan yatırıma başlanması veya verilen ÇED kararına aykırı hareket edilmesi bağımsız bir kabahat oluşturmaktadır. Buradaki yaptırım, tesis faaliyete geçtikten sonra meydana gelen bir kirlilikten önce, çevresel değerlendirme sürecine uyulmamasına dayanmaktadır.

ÇED süreci bu yönüyle yalnızca yatırım öncesinde tamamlanması gereken biçimsel bir işlem değildir. Projenin kapsamı, kapasitesi veya uygulanma biçiminde meydana gelen değişiklikler de daha önce alınmış kararın hukuki sınırlarını yeniden gündeme getirebilmektedir.

Çevre izni, lisans ve faaliyet belgeleri

Gerekli çevre izni, çevre lisansı veya geçici faaliyet belgesi bulunmaksızın faaliyette bulunulması, özellikle sanayi ve atık yönetimi tesisleri bakımından önemli bir yaptırım riski taşımaktadır.

İzin başvurusunun yapılmış olması ile gerekli belgenin alınmış olması aynı hukuki sonucu doğurmamaktadır. Devam eden başvuru süreci de açık bir hukuki dayanak bulunmadıkça işletmeye kendiliğinden faaliyet yetkisi vermemektedir. Benzer şekilde, mevcut bir izin belgesinin bulunması, faaliyetin her durumda izin kapsamında yürütüldüğü anlamına gelmemektedir.

Atık ve atık su yönetimi

Atıkların ve atık suların ilgili mevzuatta öngörülen usullere aykırı biçimde alıcı ortama verilmesi, taşınması, depolanması veya bertaraf edilmesi idari yaptırıma bağlanmıştır. Tehlikeli atıklar bakımından daha ağır bir yaptırım rejimi öngörülmektedir.

Atık yönetiminde hukuki sorumluluk yalnızca atığın tesis dışına çıkarılmasıyla sona ermemektedir. Atığın niteliği, izlediği süreç ve gerçekleştirilen işlemlerin mevzuata uygunluğu, şirket bakımından farklı sorumluluk alanlarını harekete geçirebilmektedir.

Emisyon, deşarj ve çevresel gürültü

Hava emisyonlarına, kullanılan yakıtlara, egzoz gazına, deşarjlara ve çevresel gürültüye ilişkin sınırların ihlali de Çevre Kanunu’nun yaptırım sistemi içinde yer almaktadır.

Bu alandaki uyuşmazlıklar çoğu zaman teknik ölçüm ve hukuki değerlendirmeyi birlikte gerektirmektedir. Bir sınır değerin aşıldığına ilişkin teknik tespit önemli olmakla birlikte, yaptırımın hukuka uygunluğu yalnızca ölçüm sonucundan ibaret değildir. Uygulanan hükmün kapsamı ve somut fiille bağlantısı ayrıca önem taşımaktadır.

Biyolojik çeşitlilik ve doğal varlıklar

Biyolojik çeşitliliğin tahrip edilmesi ile kum, çakıl ve benzeri maddelerin mevzuata aykırı biçimde alınması da idari yaptırım kapsamındadır. Bu fiiller bakımından faaliyetin gerçekleştirildiği alanın hukuki niteliği ve çevresel koruma statüsü belirleyici olabilmektedir.

Dolayısıyla aynı faaliyet, gerçekleştirildiği yer ve tabi olduğu koruma rejimine göre farklı hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.

Deniz çevresinin kirletilmesi

Gemiler ve diğer deniz araçlarından kaynaklanan kirlilik bakımından özel yaptırım ve hesaplama kuralları uygulanmaktadır. Geminin veya deniz aracının türü ve gros tonajı, kirletici maddenin niteliği ve kirliliğin meydana geldiği alan yaptırımın belirlenmesinde önem taşımaktadır.

Deniz kirliliğine ilişkin yaptırımların hesaplanması, Çevre Kanunu’nun diğer kabahatlerinden farklı bir yapı göstermektedir. Bu nedenle olayın genel çevre yaptırımları içinde değerlendirilmesi yeterli olmayabilmektedir.

Şirketler bakımından temel ayrım

Çevre Kanunu’nda yer alan kabahatlerin aynı başlık altında düzenlenmiş olması, bunların aynı koşullara tabi olduğu anlamına gelmemektedir. Bilgi vermeme, izinsiz faaliyet, atıkların hukuka aykırı yönetilmesi ve sınır değerlerin aşılması birbirinden farklı maddi fiillerdir.

Çevre Kanunu’nun bazı hükümlerinde, kurum, kuruluş ve işletmelere uygulanacak idari para cezaları daha yüksek belirlenmiştir. Ancak bir tesiste çevresel uygunsuzluk tespit edilmesi, uygulanacak yaptırım hükmünü kendiliğinden belirlememektedir. İdarenin, yaptırıma konu somut fiili ve bu fiilin hangi kanun hükmünü ihlal ettiğini açıkça ortaya koyması gerekmektedir.

Sonuç

Çevre Kanunu’nun yaptırım sistemi, maddi çevre kirliliğinin yanı sıra izin, bildirim, belgelendirme ve denetim yükümlülüklerini de kapsamaktadır. Şirketler açısından risk, bu nedenle yalnızca çevresel zararın meydana geldiği anda değil, faaliyetin hukuki ve teknik koşullarının birbirinden ayrılmaya başladığı daha erken bir aşamada doğabilmektedir.

Ancak her teknik uygunsuzluk aynı kabahati oluşturmadığı gibi her çevresel olay da aynı sorumluluk sonucunu doğurmamaktadır. Belirleyici olan, somut fiilin hangi yükümlülüğü ihlal ettiği ve uygulanmak istenen yaptırım hükmünün koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğidir.

İdari para cezalarının tutarları her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenmektedir. Bu nedenle sabit miktarların uzun bir listesini vermek yerine, güncel tutarlar ilgili yıl için yayımlanan resmî Bakanlık düzenlemesinden kontrol edilmelidir.

Resmî kaynaklar

2872 sayılı Çevre Kanunu (özellikle m. 12, 15, 20 ve 23–27)

7579 sayılı Kanun, m. 8 — Çevre Kanunu’nun 20’nci maddesinde 2026 yılında yapılan değişiklik

T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı — idari para cezaları ve parasal sınırlar