İçeriğe geç
Lex ViaInstitute

ANALİZLER

Çevre Kabahatlerinde Kanunilik ve Dijital Delil: AYM’nin Mustafa Sevinç Kararı

AYM’nin Mustafa Sevinç kararı, çevre kabahatlerinde kanunilik ilkesini ve dijital bir davranışın yaptırıma bağlanan fiile dönüşmesinin sınırlarını göstermektedir.

Anayasa Mahkemesinin Mustafa Sevinç kararı, çevrenin korunması amacıyla öngörülen idari para cezalarının kanunilik ilkesi karşısındaki sınırlarını ve dijital ortamda gerçekleştirilen bir davranışın hangi koşullarda çevre kabahatinin maddi unsurunu oluşturabileceğini ele almaktadır.

Başvuruya konu olayda tamamlanmış bir satış, ürün teslimi veya elde edilmiş kazanç tespit edilmemiştir. Buna karşılık sosyal medya paylaşımı, telefon numarası ve ürün görseli, salep yumrularının “ticarete konu edildiğinin” kabulü bakımından yeterli görülmüştür. Kararın merkezinde, çevre kabahatinin oluşması için koruma altındaki çevresel değerin fiilen satılmasının gerekip gerekmediği bulunmaktadır.

Başvuruya konu olay

Başvurucu, sosyal medya hesabında “Salep yumrusu talebiniz varsa şu numaradan ulaşabilirsiniz.” şeklinde bir paylaşımda bulunmuştur. Başvurucu salep satmadığını, talepte bulunan kişileri ruhsatlı kooperatiflere ve derneklere yönlendirdiğini ileri sürmüştür. Ancak bildirilen derneklerden biri böyle bir yönlendirme yapılmadığını açıklamış, başvurucu da salep satışı veya üretimi konusunda yetkili olduğunu gösteren bir belge sunamamıştır.

Başvurucuya, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9’uncu maddesinin birinci fıkrasının (f) bendine aykırı davrandığı gerekçesiyle aynı Kanun’un 20’nci maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi uyarınca 73.747 TL idari para cezası verilmiştir. İdare mahkemesi yaptırımın iptali istemini reddetmiş; başvurucu Anayasa Mahkemesi önünde suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Çevre kabahatlerinde kanunilik ilkesi

AYM, idari para cezasına konu edilen fiilin kabahat niteliğinde olduğunu ve kabahatlerin de Anayasa’nın 38’inci maddesindeki suçta ve cezada kanunilik güvencesine tabi bulunduğunu kabul etmiştir (§ 13). Yaptırımın idari makam tarafından uygulanması, fiilin açık bir kanuni temele dayanması ve somut davranışın yaptırım hükmündeki tanımın sınırları içinde kalması gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır.

Çevrenin korunmasındaki kamusal yararın ağırlığı, idareye kanunda öngörülmeyen fiilleri cezalandırma yetkisi vermemektedir. Çevre hukukunun koruma amacı, kanunilik ilkesini zayıflatan değil; bu ilkenin sınırları içinde yapılacak yorumun yönünü belirleyen bir unsurdur.

“Ticarete konu etme” tamamlanmış satışı mı gerektirmektedir?

Başvurucu, ticarete konu etme fiilinin oluşabilmesi için satışın gerçekleşmesi ve bundan gelir elde edildiğinin belirlenmesi gerektiğini savunmuştur. AYM ise “ticarete konu etme” kavramını tamamlanmış satışla sınırlamamıştır. Mahkemeye göre nadir bitkinin satış konusu yapılması, satış henüz gerçekleşmemiş olsa bile bu kavramın kapsamına girebilmektedir. Kanunda tamamlanmış satış veya elde edilmiş gelir koşulu bulunmadığından, derece mahkemesinin yorumu öngörülemez bir genişletici yorum olarak görülmemiştir (§§ 22-24).

Kanunilik iddiası kabul edilebilir bulunmuş; ancak Anayasa’nın 38’inci maddesinin ihlal edilmediğine karar verilmiştir. Dolayısıyla karar bir ihlal kararı değildir.

Dijital davranışın çevre kabahatine dönüşmesi

Kararın çevre ceza hukuku bakımından asıl önemi, yaptırıma bağlanan fiilin tamamlanma anına ilişkindir. Kanunda “satmak” yerine “ticarete konu etmek” ifadesinin kullanılması, fiilin tamamlanma anını satış sözleşmesinin kurulmasından veya ürünün tesliminden önceye taşımaktadır.

Bununla birlikte her dijital paylaşım otomatik olarak ticarete konu etme sayılmamalıdır. Paylaşımın içeriği, kullanılan ifadeler, ürünün sunuluş biçimi, iletişim bilgileri ve olayın diğer koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Mustafa Sevinç kararında “talebiniz varsa” şeklindeki çağrı, telefon numarası, ürün görseli ve savunmayı doğrulamayan dernek açıklaması bir delil bütünü olarak ele alınmıştır.

Dijital paylaşım burada yalnızca daha önce gerçekleştirildiği ileri sürülen bir satışın delili değildir. Paylaşımın kendisi, koruma altındaki bitkinin ticarete konu edilmesi fiilinin gerçekleşme biçimi olarak kabul edilmektedir. Ancak teknik olarak bir paylaşımın belirli bir hesaptan yapıldığının tespiti tek başına yeterli değildir. Dijital davranış ile kanunda tanımlanan kabahat arasındaki hukuki bağ ayrıca kurulmalıdır.

AYM, masumiyet karinesi yönünden başvurucunun otomatik bir karineye dayanılarak cezalandırılmadığını; paylaşımın içeriği ile savunmayı doğrulamayan dernek yazısının somut delil olarak değerlendirildiğini belirtmiştir. Bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun bulunarak kabul edilemez sayılmıştır (§§ 26-29).

Kararın çevre ceza hukuku bakımından anlamı

Karar, çevre kabahatlerinin suçta ve cezada kanunilik ilkesine tabi olduğunu; “satmak”, “satışa sunmak” ve “ticarete konu etmek” fiilleri arasındaki ayrımın yaptırımın uygulama alanını belirlediğini ortaya koymaktadır. Dijital ortamda gerçekleştirilen davranışlar da olayın özelliklerine göre yalnızca delil değil, çevre kabahatinin doğrudan işlenme biçimi olabilmektedir.

Çevre kabahatinin sınırı her zaman koruma altındaki varlığın satıldığı veya teslim edildiği yerde çizilmemektedir. Bazen yaptırım riski henüz bir sosyal medya paylaşımıyla başlamaktadır. Bununla birlikte dijital verinin bulunması ile kanuni fiilin oluşması aynı şey değildir; belirleyici olan, dijital davranışın yaptırım hükmündeki fiille kurduğu hukuki bağdır.

Karar ve hukuki kaynaklar

Anayasa Mahkemesi, Mustafa Sevinç, B. No: 2021/58404, 31.10.2024

2872 sayılı Çevre Kanunu, m. 9/1-f, m. 20/1-k ve m. 25; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 38; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu.